« Önceki |

15/12/2009

Tiyatro delisi Duru

Duru'nun tiyatro sezonu hızlı açıldı. 

2 hafta üstüste aynı oyuna gittik yakınımızdaki tiyatroya.

Geçen C.tesi aynı günde 2 oyuna (Denizkızı ve Korsanlar - Uyuyan Güzel) gitti, hiç sıkılmadı, üstüne Pazar günü de başka tiyatroya gitmek istedi ama götürmedik tabii C.tesi akşamının üstüne ancak ayılıyorduk :)

Bu c.tesi de var biletimiz, babamız kızının tiyatro aşkını görüp arka arkaya almış biletleri.

 

Derin'i o yaşlardayken Harbiye Muhsin Ertuğrul tiyatrosu, Fatih Sahnesi, AKM derken her hafta götürürdük, zavallı Duru'mun payına düşeni alamadığını gören bizler salt Duru için de program yapmaya başladık ama halen evimizden 10 km uzağa açılamamaktayız.  

Halbuki rahmetli Ferruh amcanın ve bizlerin gayretleri ile, Derin ve yeğenlerimin sezon başından hazırdı Harbiye M.E.tiyatrosu için biletleri, şimdi ise ne Harbiye ne de AKM var ortada. 

Hangi akla hizmet, hangi gerekçe ile İstanbul'da en sevdiğim 2 mekanım yok oldu/yok edildi. 

Demek ki Duru'nun tiyatrosuzluğunun tek sebebi vakitsizlik değil, alışık olduğumuz mekanlarımızın teker teker yok edilişi imiş.

 

 


 

15/12/2009

Yeni cezamız : Balkona kapatma

Tabii ki balkonumuz kapalı.

3'ümüz karar verdik, baktık ki evde kontrolsüz bağıranların, el kaldıranların, vuranların, sürekli sıcak temas içinde bulunma ihtiyacı duyanların sayısı arttı.  Derin ve Duru arasındaki kavgalar acımasız ve can yakıcı olabiliyor.

Bu tarz davranışlar gösterenler balkonda oturuyor, sakinleşiyor 10 dak süresince.

İlk Duru girdi, çok bozuldu ama karşı çıkamadı çünkü hatasının farkındaydı ama ceza ne kadar işe yaradı bilinmez çünkü ceza sonrası da benzer davranışlar yaşandı.

Dün ise, birden sesim kontrolsüz yükselmeye başlayınca beni koydular balkona.  İplere asılmış çarşafların arasında bir sandalyeye tünedim, dışardaki soğuğu düşünerek balkonun sıcaklığını hissederek, sevdim sayılır bu ceza metodunu.

Sonra Volkan'la biz kabak çekirdeği konulu bir tartışma bile sayılmaz ağız dalaşı yaşadık.  Volkan Duru'ya:'Üzgünüm Duru, annenle kavga ettik, salonda ben oturacağım ve istediğimi izleyeceğim, sen çizgi film izleyemezsin' dedi.

Yanıma gelen Duru :'anne hani kavga edenleri balkona koyuyorduk, neden siz balkonda gitmiyorsunuz?'

15/12/2009

Anne sen çalışmayı tercih ediyor musun?

Vergili hayat ve vergisiz hayat konulu bir resim üzerine fikir yürütülüyor.  Daha doğrusu Derin düşünüyor bense dinliyorum, destekliyorum.  Elimizde kağıt ne çizilse kafa yoruyoruz, herkesin annesi yardım ediyormuş, bense 0 yardım..

- Anne, sen çalışmaktan memnun musun? (benzeri bir cümle)

+ Eee, tabii.  (Aslında hiç P.tesi sorulacak bir soru değil ama her zaman kadınlar çalışmalı, ekonomik özgürlüğü diye pompalayan ben nasıl geri adım atabilirim ki)

Sen peki büyünce çalışmak istemez miydin?

- Bilmem.

+ Nasıl bilmem? Anne olsan çalışmak istemez miydin?

- İsterdim.

+ Peki, bir çocuk olarak annenin çalışmasını ister miydin?

- Hayır, istemezdim.  Çalışmasaydın bizimle daha çok ilgilenecek vaktin olurdu.

+ Peki sonra, anneannen yaşına gelince düşünsene, çalışmamış olsam çocuklarım da evlenince ne yapardım?

- Aaa, anneannem hiç çalışmamış, gençliğinde de mi?

+ Hayır, ev hanımıydı hep. Ben şimdi onun çocuğu olarak keşke annem de çalışsaymış diyorum. 

Duru lafa karışır.

* Ben hem anne hem de doktor olmak istiyorum.

 

Meslek açısından çocuklarıma iyi bir örnek olamadım, ne fena! 

14/12/2009

Huzur dolu Pazar sabahları

Hareketli bir cumartesi sonrası sakin başlayan bir pazar, ne güzel, hep birlikte salonda; anne ve baba kanapede, ufak papatya sehpanın üstünde boyama/karalama yapmakta, gelincik piyano başında.  İçim huzur doldu..

Böyle bir pazar sadece oturabilirdik belki ama kızlarımız harekete alışmışken her an sıkılmaya ve dalaşmaya hazırken miskin miskin oturmak mümkün olmuyor pek..

 

Derin: Üfff çok sıkıldım.  İdiller gelmiş mi?

Duru : Derin, ben de sıkıldım.  Bak, ben varım. O zaman birlikte oynayalım.

Derin: Hayır, ben oyun oynamak istemiyorum.

 

Ne çok ağladı haftasonu Duru'cuk, Derin'in arkadaşları onu oyuna dahil etmiyor diye.. Nasıl koşturdu Emre'nin peşinden, onunla evcilik oynasın diye.  Yaş farkı daralacakken sanki büyükler ergenliğe yaklaştıkca daha artıyor aradaki yaş farkı.  

  

 


 

11/12/2009

Pornografi - DOT tiyatrosu

Dün akşam nihayet DOT tiyatrosunun bu seneki açılışını yaptık.  İsminden ve tarzından dolayı biraz çekince ile yaklaşılabilecek bir oyunken şimdiye kadar izlediğimiz oyunlara kıyasla belki en sakin olandı.  Oyunun ismi ile içeriği arasında direkt ilişki kurmakta zorlanabilirsiniz fakat Türk Dil Kurumu’nun ‘ahlaki değerlere aykırı düşen’ açıklaması ile oyunun içeriği bir nebze netlik kazanmaktadır.  Oyunda, 2005 senesinde ‘2012 Olimpiyat şehri’ olarak seçilen Londra’nın insanlar üzerinde yarattığı heyecan ve hemen sonrasında gerçekleşen metro bombalanması ile insanların içine düştüğü korku yumağı anlatılmaktadır. Hatice Arslan ile başlayıp İpek Bilgin ile biten 6 farklı durum, ilişkiyi ve kişileri içeren oyunda dişlerinizi sıkmadan, kendinizi kasmadan o insanlarla bütünleşip çaresizlik, sevinç ve heyecan karşısında ne kadar komik olabileceğimizi, ikili ilişkilerin dışardan ne zavallı göründüğünü, her insanın bir sır yumağı olup olmadığı, aslında korkulası ve ne zaman ne yaşanacağı belli olmayan kalabalık kozmopolit bir şehirde yaşadığımız düşüncelerine dalabilirsiniz.  Monolog ağırlıklı (düşüncelerin dile döküldüğü), en yalın sahnede insan odaklı oyunları çok seviyorum.  Ne mutlu ki halen oyunların içine dalacak kadar konsantrasyonum/ beni içine alabilecek kabiliyette oyunlar mevcut.  Yine de 20 dakikalık bir dialog sırasında mekan/gün/durum değişikliğini anlatmak üzere yapılan 2 sn’lik kesintiler zaman zaman konsantrasyonumu kesmedi değil.  Coldplay’den dinlediğimiz, İpek Bilgin’in kart sesiyle ara ara eşlik ettiği ‘Yellow’ şarkısı güzel bir bitişti.  Çıkınca kendimi iyi hissettim, her tiyatro sonrası olduğu gibi..

Bu sezon gidilecek bir DOT oyunu daha mevcut.  Onun daha yıkıcı/kırıcı olacağını düşünüyor ve merakla bekliyorum.  Ya da okuduklarımız/duyduklarımız o kadar yıkıcı ki artık zihnimiz ve gözümüz tüm pisliğe/kötülüğe alışmış durumda...

            Neşe’cim gitmiş kadar oldun mu bakim..Bu yazı senin için yazıldı.